İstanbulda yaşadığı süre boyunca zihnini hiç durduramıyor, tanıdığı ve tanımadığı kim varsa analiz edip onları çözmeye çalışıyordu, bunu istemsiz yapıyordu. Burada ise öyle bir derdi yoktu, nadiren insan görüyor onda da normal konuşup geçiyordu, tüm köy onu seviyordu, çok donanımlı birisiydi, aynı zamanda gereksiz derecede iyi kalpli. Çabuk öğrenme yeteneği sayesinde bilmediği bir işe bile kalkıştığı zaman kısa süre içinde mantığını çözüp düzeltebiliyordu. Bazıları onu kullanıyor, bazıları ise gerçekten yardım istiyordu, o ise düşünmeden yardım edip yaptığı iyilikten garip bir zevk alıyordu. Psikolojiden mezun olmuştu, aslında ilgi alanı o değil, teknoloji idi. Fakat yıllardır kitaplara inanmayıp gerçek hayatın daha farklı olduğunu düşündüğü için geçmişini insanların üstünde psikolojik deneyler yaparak geçirdi, onun için bu kazı kazan durumuydu, o istediği bilgiyi alıyor karşıdaki ise ailesinden göremediği sevgiyi görüyor sonra da kendinden soğutup kayboluyordu. 29 yaşına geldi ve artık bunları yapmıyor, büyüdü ve akıllandı, bunun rıza dışı bir eylem olduğunu kendini gereksiz yere kandırdığını fark etti.
Burada ise daha basit şeyler ile uğraşıyor, derdi olan yaşlıların derdini dinliyor, gençlere gerçekleri söylüyor idi. Geldiğinden beri kimseye yanaşmadığı için insanlar onu eşcinsel zannediyordu, halbuki o kendini bir kalıba koymuyor, sadece gerek görmüyordu birileri ile yakınlaşmayı.
Ali'nin gözünden.
Bugün ilk defa şunu öğrendim, dağın tepesinde olduğum için şimşek çaktığı zaman ev sallanıyormuş, enteresan ve heyecanlandırıcı bir bilgi. Şahane bir yağmur var ve işlerimi erkenden bitirdim, kahvemi aldım ve balkona oturup manzaramı izledim, hissettiğim tek şey ise huzurdu. Bilmiyorum belkide deliriyorum, böcekler ile konuşup anlaşma yapıyorum, kendi kendime konuşup eğleniyorum ama aslında bu dozunda tutulduğu sürece sorun değil, olsa da kimin umurunda? Yıllardır akıllı taklidi yapmıyor muyum zaten? Yapıyorsun, aynen öyle!
Kapı çalıyor.
Kahvesini yanına alıp kapıya bakmaya gidiyor, komiktir kapı aslında açılabilir ama oradaki herkese özel alanı öğrettiği için artık kapısını çalıyorlardı. Kapıyı açtığında karşısında Sema teyzeyi gördü telaşlı şekilde;
+Yavrum çabuk gelmen lazım.
-Ne oldu teyzem? Sağanak var niye geldin arasaydın keşke, çok önemli bir durum mu?
+Ah yavrum ah, benim kızı cin çarptı, buranın en bilgilisi sensin düzeltirsin belki.
Ali durdu, bu tür şeylere inanmıyordu, daha önce böyle durumları görmüştü ve sebebini öğrenmişti, kısaca o kişinin yıllarca böyle ortamlarda büyümesi ve zamanla kendini kandırıp ufak bir delirme yaşamasıydı. Sakince devam etti;
-Tabi teyzem bakayım, hemen üstümü değiştirip geliyorum.
+Sağolasın yavrum sen olmasan ne yapardık allah tuttuğunu altın etsin.
Üstünü giymek için içeri geçti, düşündü "tuttuğunu altın etsin mi?" Altın bir kahvenin güzel olacağını sanmıyorum teyzecim diye geçirdi içinden. İnanmıyor olsa da kimseye karışmıyor, kimseyi inancından vazgeçirmeye çalışmıyordu, inanılmaz şekilde umurunda değildi. Eşofmanını giydi, yağmurluğunu giydi ve hızlıca teyze ile onların evine doğru yokuştan yola çıktı.
Eve vardıklarında gördüğü şey karşısında az da olsa utanmıştı, sanki dünyanın en önemli olayı oluyormuş gibi bir sürü insan toplanmıştı. Utancını içine atarak herkese sessizce kafa selamı vererek içeri girdi. Teyze ile kızın odasına çıktı ve bu sefer de büyük bir sinir yaşadı, kızı yatağa bağlamışlar başına oturmuş azrail gibi bekliyorlardı. Kendini sakinleştirdi ve dominant tavrı ile konuştu.
+Şimdi herkes dışarı çıkabilir, ben size haber vereceğim.
Köy halkı onu seviyor olsa da dominant tarafını gördükleri zaman genelde sesini çıkarmadan lafını dinlerler, kimseye yanaşmadığını bildikleri içinde kızla onu oda da bırakabiliyorlardı. Herkes odadan çıktı, Ali direkt kızın yanına gidip elindeki bağı çözdü, kızın kolu kansızlıktan beyazlamıştı, sakince o kısma masaj yaptı ve konuşmaya başladı.
+Ne oldu sana?
-Ben azazel kabilesindenim, tüm bu aileyi yok edeceğim.
+Vay be, bende karaambar kamyoncular kabilesindenim, kimseyi yok etmeyeceğim. Sude ile konuşabilir miyim?
-Hahaha hayır.
Ali sakinliğini korudu ve 3 saat boyunca tüm teknikleri kullanıp kızı bunların gerçekten olmadığına, basit bir karakter bölünmesi yaşadığına inandırtmıştı. En başında buna sebep olan ilgisizliği ise kendi çapında ufak cümleler ile vermişti. İşi bittiğinde odadan dışarı çıktı, sadece kızın annesi kalmıştı, durumu açıkladı ve klasik teşekkür kısmını atlayıp kendi evine doğru yürümeye başladı. Yürürken düşündü, bunca zaman kimsenin inancına karışmamıştı, ama şuan tam olarak birini neredeyse inancından vazgeçirmişti, gerçi öyle mi olmuştu? Temelde onu paranormal şeylerine olmadığına inandırmıştı. Bu durumu daha sonra kontrol edecekti. Evine ulaştığında hızlıca içeri girdi tekrar kahvesini yaptı, sigarasını aldı tabletini aldı ve balkona çıktı. Sigara ve kahve eşliğinde bugün yaşadığı olayı en ince ayrıntısına kadar not defterine yazdı, ne zaman buna benzer bir olay yaşansa hepsini not ediyordu, bu sayede kimseyi unutmuyordu. Kahvesini içerken bir anlık önündeki ormanlık alana baktı, aşağı kısımda hiç de ormanın renklerine uymayan bir renk fark etti, hemen yanından fotoğraf makinesini aldı ve yakınlaştırmaya başladı, yakınlaştıkça durumun garipliği daha çok arttı, bir kadın ayakta dururken ağaca yaslanmış şekilde ağlıyordu. Yüzünü net şekilde görüyordu fakat tanıyamadı, tüm köyü ve merkezi tanıyordu normalde, misafirleri bile tanıyordu ama bu kadını daha önce görmemişti. Dayanamadı ve içinden şunu söyledi "o kadar inanmıyoruz dedik, acaba gerçekler mi? Gerçi gerçek olsa neden gidip ağlasın? Tuzak olabilir aslında mantıklı evet, ağlayan bir kadına kimse karşı koyamaz, ben hariç, canımı seviyorum almayayım." Dedi ve güldü, köyde olmanın en iyi avantajı ise bağırmanın tamamen normal olmasıydı, kendini balkondan sarkıttı ve kadına avazı çıktığı kadar bağırdı, kameradan tekrar baktı, kadın şaşırmış şekilde etrafına bakıyordu, durdu düşündü ve içinden geçirdi "yani gerçek olduklarını varsayalım, bu kadar zeki değillerdir herhalde, dümdüz kaybolmuş bir kadına benziyor, aman neyse ne biraz daha gitmezsem içimdeki merak ve iyilik beni balkondan oraya doğru fırlatacak" diye geçirdi, ikidir kahvesini tam bitiremediği için biraz sinirlendi ama hayatı tehlikede olan birisi olabilirdi. Pek kullanmayı tercih etmese de dolabına koyduğu tüfeği aldı omzuna astı, üstünü değiştirmediği için yağmurluğunu giydi ve kadının olduğu kısma doğru yürümeye başladı.
Dimdik bir yokuştan bolca kayarak indikten sonra ağaçlık alana geldi, biraz daha indikten sonra kadın görüş alanına girdi, ne olur ne olmaz diyerek tüfeğini aldı ve kadına doğrulttu, kadınların bazı durumlarda ne kadar psikopat olduğunu biliyordu, riske atamazdı. Yaklaştı ve seslendi;
+Hey! İyi misin?
-S-siz kimsiniz?
+Ali ben, sizi ağlarken gördüm, sorun mu var? Burada olmamalısınız, hayvanlara yem olursunuz.
-Ayağım çukura sıkıştı, yardım eder misiniz?
Soruyu duyduğu gibi tüyleri ürperdi, aklına hep en kötü seneryolar gelirdi ve kendini ona göre hazırlardı, hala bu yüzden hayattaydı. Yine de dayanamadı ve tüfeğini indirip elini uzattı, nazikçe kadını çukurdan çıkardı, çıkarırken ayağına baktı ve içinden gülüp "cidden ormanda topuklu ayakkabı giymiş? Sanırım topuk kısmı çok işe yaramamış batmasını sağlamış" diye geçirdi. Kendi yağmurluğunu çıkarıp kadını evine kadar götürdü, kapıya geldiğinde durdu ve sordu;
+Tek yaşıyorum, eğer bir seri katil değilseniz içeri gelebilirsiniz.
-D-değilim, teşekkür ederim.
+Ne demek, buyrun.
Kadın içeri adımını atarken kapı eşiğine takılan topuğu sayesinde öne doğru ellerinin üstüne sert bir düşüş gerçekleştirdi, Ali bu tür durumlarda kendi ile dalga geçip sakin kalmaya alışkındı bu yüzden gülmemek için kendini zor tutarken kadına yardım etti ve içeri aldı. Soba sayesinde içerisi tam bir cehennem yeriydi fakat Ali sıcağı severdi, kadına baktı üstü sırılsıklam, odasına gidip ona eşofman ve tişört verip boş bir odayı gösterip giyinebileceğini söyledi.
Kadının gözünden.
Aman allahım, beni tanımamış olması bir mucize. Asla unutmadım, okul zamanı burnu havada birisi olduğum için beni herkesin içinde soğukkanlı şekilde red etmişti. Ben ise bunu unutamadım ve kendimi düzelttim, o nasıl unutmuş?
Keşke onu bulduğum zaman salak gibi bu topukluyu giymeseydim, köy dediklerinde daha modern bir yer sanmıştım, bu nasıl köy? Dağ var ağaç var gökyüzü var, insanın huzurdan delirmesi için yeterli bir manzara sanırım. O nasıl delirmemiş? Sanki hergün ormanda bir kadının kurtarıyormuş gibi sakindi. Üstümü çoktan değiştim ama gitmeye çekiniyorum, odanın kilidi bile yok bu nasıl bir yaşam şekli? Hiç mi özeli yok bu adamın? Ayrıca gittiğimde kim olduğumu soracak ve söylediğimde kesinlikle hatırlayacak ve beni kovacak, farklı bir isim bulmalıyım, düşün düşün salak Sıla düşün, buldum "Melike" evet bu isim normal bir isim. Peki hazırlan Melike sakin kalmalısın.
Odadan çıkıyor ve Ali'nin oturduğu koltuğun en başına oturuyor.
+Şey teşekkür ederim Melike.
-Melike mi? Adım Ali aslında.
+Şey benim adım, memnun oldum.
-Bende memnun oldum, ayrıca bir şey değil seni orada ölüme terk edemezdim.
+Çok iyi birine benziyorsun.
-Zevkler ve renkler, iyilik yapmaktan zevk alıyorum.
+Anladım ne güzel, kiminle yaşıyorsun? Bu kadar sessiz bir yerde tek yaşamıyorsundur herhalde.
-Ne varmış ki burada? Tek yaşıyorum, köyde yaşayanlara yardımcı oluyorum, onlarda sağolsunlar yemek yapmaya üşendiğim için beni aç bırakmıyor haha.
+Vay be, neler yapıyorsun?
-Basit şeyler ya, evlerine yeni kat eklemek isterlerse ona yardım ediyorum, elektrik ve su tesisatlarını tamir ediyorum ya da yenisini çekiyorum, bozulan eşyaları tamir ediyorum, dertlerini dinleyip çözüme ulaştırıyorum falan filan genel basit şeyler.
+Basit mi? Saydıkların için minimum 20 30 kişi gerekiyor ne demek basit? Bundan iyi para kazanıyorsundur herhalde.
-Para mı? O nedir? Hahaha hayır, sen büyük şehirden gelmişsin sanırım, ben burada para kullanmıyorum.
+Gerçekten garip birisin.
-Öyleyimdir, gariplik iyidir, sıkıcı değilim en azından.
Melike şaşırmıştı, hatırladığı Ali ile benzer özelliklere sahipti ama daha ermiş gibiydi. Bu fazlasıyla hoşuna gitti. Doğruldu ve sordu;
+Daha önce okula gittin mi?
-Evet xx okulundan mezunum,sen?
+Aa bende oradan mezu.. yani biliyorum orayı evet ben başka okuldan mezunum.
Ali yargılayıcı bakış moduna geçti ve Melike'nin gözlerinin içine kitlendi, sakin ve otoriter bir ses tonu ile sordu;
+Fark etmediğimi sanıyorsun ama en başından beri farkındayım, geldiğinden beri yalan söylüyorsun, neden?
-N-nasıl yani?
+Anime kızı gibi kekelemeyi bırak, bu gerçek bir kekeleme bile değil sadece tatlı gözükmeye çalışıyorsun.
-Özür dilerim ben öyle olsun istemedim.
+Seni gözüm bir yerden ısırıyor biliyor musun? Burada bekle, geçmişimi sildiğim için hatırlamıyorum fakat notlarıma yazmıştım, belki orada varsındır.
-Peki.
Ali kalkıp tabletini alıyor ve notlarına giriyor, tüm notlarını en ince ayrıntısına kadar düzenleyip klasörlediği için okula ait anılarını direkt buluyor. Başlıklara bakıyor, Sıla isimli başlık dikkatini çekiyor, açıyor ve hızlıca okuyor. Tümünü okuduktan sonra sayfanın en altında Sıla'nın resmini görüyor, kafasını kaldırıp Melike'ye bakıyor ve direkt anlıyor, sakinliğini koruyarak soruyor;
+Neden?
-Yaptığın şey ne kadar acımasız bir şeydi biliyorsun değil mi? Uzun süre kendime gelemedim.
+Acımasız mı? 2 saniyelik zevkin için beni yatağa atma teklifi yaptın, bende medeni bir insan gibi istemediğim için red ettim, bu acımasız bir şey değil?
-Neden red ediyorsun ki? Herkes beni isterken ben seni seçtim, gay falan mısın sen?
+Herkes seni isteyebilir, ben istemiyorum. Değilim de ayrıca.
-Madem değilsin neden en yakın arkadaşın bir trans biriydi?
+Muhabbeti sizden daha çok sarıyordu da ondan.
-İğrençsin.
+Hayır aslında iğrenç olan sensin, ve tam şuan gitmen gerekiyor.
-Asla.
Sıla hızlıca kalkıp Ali'nin koltuğa bıraktığı tüfeğini alıp Ali'ye doğrultuyor ve bağırıyor;
+Seni istedim ve ben istediğimi alırım, soyun!
-Ne? Asla böyle bir şey yapmayacağım, ölümü merak eden bir adamı ölümle korkutamazsın, silahımı bırak ve git.
+O zaman köylülere bana tecavüz ettiğini söylerim.
-Çekinme git söyle, bir kadının gözleri dışında bir yerine bakmadığımı biliyorlar, sana inanmazlar.
+Dayanılmaz derecede iticisin, madem ben alamıyorum kimse alamaz.
Sıla bunu dedikten sonra düşünmeden tetiği çekiyor ve yakın mesafeden av tüfeği ile Ali'nin kafasına sıktığı için Ali'nin kafası dağılıp etrafa saçılıyor, tüfek ise Sıla'nın elinden fırlıyor parmağını kırarak. Sıla o anın getirdiği adrenalin ile farkına varmıyor ve gözü dönmüş şekilde tüfeği alıp kendine sıkmaya çalışıyor fakat kolunun uzunluğu yetmediği için başaramıyor. Bu sırada ise Ali'nin evinden gelen yüksek ses ile köy halkının dikkatini çekiyor, Ali her zaman köy halkı ile beraber atış yapar haricinde silahını kullanmazdı. Geldiği andan beri gönlünü Ali'ye kaptırmış olan Merve Ali'nin intihar ettiğini düşünüp Ali'nin evine doğru koşuyor. Sıla ise Ali'nin önünde diz çökmüş, boş bakışlar ile yeri izliyor.
Merve soluk soluğa eve ulaşıyor, kapıyı çalmadan içeri giriyor ve manzarayı gördüğü zaman donuyor, Ali'nin cesedine bakakalıyor, vücudu ise deli gibi adrenalin pompalıyor ve iliklerine kadar korku ve üzüntü kaplanıyor. Merve'nin sağ gözü seyirmeye başlıyor ve korku yerini yavaş yavaş sinire bırakıyor, yerdeki tüfeği alıp sertçe Sıla'nın kafasına vuruyor ve onun yere düşmesini sağlıyor, yere düştüğü zaman kabzası ile kafasına vurmaya devam ederken bağırıyor;
+Aşağılık orospu, neden yaptın? Neden! Onun saçına bile zarar gelmemeliydi, geber orospu!
Diyerek normalde ulaşamayacağı bir güç ile kafasına vurup Sıla'nın kafasını dağıtıyor. Onun öncesinde ise Merve'nin koştuğunu gören, Ali'nin ise rahmetli dedesi gibi benimsediği dedesi de Merve'yi görüp yaşlılığın getirdiği dayanıklılık ile yavaş şekilde eve doğru yürümüş. Nefes nefese eve geldiğinde bu manzarayı görüyor, yaşının getirdiği olgunluk ile kendince nispeten sakin kalıyor ve Merve'ye sesleniyor.
+Kızım, bitti o öldü silahı bırakır mısın?
Merve ise duymadığı için büyük bir sinir ile kafası dağılmış Sıla'nın dışarı çıkmış beynine vurup parçalamaya devam ediyor. Dede ise Ali'den öğrendiği kadarıyla ve yaşlılığın getirdiği güçsüzlük ile bir şey yapamaycağını bildiği için elini önünde birleştirip yere bakarak bekliyor. Merve ise yavaşça normale dönüyor, gözünden yaşlar süzülmeye başlıyor. Arkasına dönüp dedeye sarılıp hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Dede ise sakinliğini koruyup Ali'nin son isteğini gerçekleştirip onu rahmetli dedesinin yanına gömmek için camiden arkadaşlarını çağırıyor ve cenaze için hazırlık başlıyor.
Köy bu haberi aldığı zaman herkes susuyor ve içine kapanıyor, kuşlar ötmüyor, kimse gülmüyor ve konuşmuyor. 1 hafta sonrasında ise cenaze için herkes toplanıyor, Ali'nin köyden, merkezden, gelen misafirlerden tanıştığı herkes geliyor, köyün hiç görmediği bir kalabalık oluşuyor. Ali daha önce hepsine söylemişti ve tembih etmişti "eğer ölürsem, sakın cenazemde ağlamayın, ağlamanız beni geri getirmez, merak etmeyin gittiğim yerde büyük ihtimalle keyfim yerindedir". Tanıdıkları ise ona son kez saygısını gösterip çok sessiz bir şekilde töreni yapıyor ve onu vasiyetinde belirttiği yere gömüyor. Sıla'nın cesedini ise Merve'nin isteği doğrultusunda gömmüyorlar, ormanın derinliklerine atıp vahşi hayvanlara yem yapıyorlar. Her şey bittikten sonra ise köy halkını sadece üzüntü alıyor ve sessiz sedasız yapmak zorunda oldukları işlere geri dönüyorlar.
Merve ise içine kapanmış, Alinin tabletini alıp onun hakkındaki her şeyi okumuştu, canına kıymadan önce ise okuduğu son yazı Ali'nin onun hakkında yazdığı yazının son kısmıydı;
"Sadede gelirsek, Merve çok tatlı ve zeki birisi, gördüğüm kadarıyla geleceği parlak birisi. Olur da bir gün size anlatmadığım ve buraya yazamadığım travmalarımı atlatırsam, seninle daha özel ilgileneceğim Merve."
Bu sırada Ali;
Ne yani öldüm mü? Son hatırladığım kafama silah doğrultan manyak bir kadın, galiba kafama sıktı, mmeh yakışıklıyım diye geçiniyordum artık bir yüzüm yok, iyi yanından bakalım direkt kafam yok bu da bir daha saçlarımla ve garip zihinsel sorunlar ile uğraşmamak demek. Bulunduğum yere gelirsek, ne yaşıyorum bilmiyorum ama bir bahçedeyim, doygunluk basılmış bir resim gibi, bir yerden de tanıdık geliyor halbuki, cehennemde miyim acaba? Gerçi orası fırın gibi bir yerdir diye düşünüyorum, cennet desen o da olmaz dini görevleri yerine getirmedik, neredeyim lan ben?
Uzakta birini görür ve yanına gider.
+Merha.. Merve?
-Ah hayır ben o değilim, zihninde kalan bir örüntüye dönüştüm sadece, boşluğa hoşgeldin, sizin tabiriniz ile ölüm sonrası.
+Burada ne yapıyoruz tam olarak?
-Ne istersen, ister hiçbir şey ister çalış ister yat istersen kalıcı ölüm sahibi ol.
+Kalıcı ölüm ne?
-Mutlak huzur, senden geriye hiçbir şey kalmıyor, hiçbir şey hissetmiyorsun ve görmüyorsun, seçim senin.
+Yeteri kadar yaşadım ya sanırım, kalıcı ölümü seçiyorum.
-Seçim senin, elveda.
Parmağını şıklatır ve Ali aniden tüm hislerini kaybeder, geriye kalan son şey görüşüdür ve yavaş şekilde onu da kaybeder ve seçimini yaptığı mutlak ölümü kazanmış olur.
. ~Son~